|
İkinci dünya savaşının sonunda taş üstünde taş kalmayan mağlup ülkeleri Almanya ve Japonya bugün dünya ekonomisine yön veren lokomotif ülkelerdir. Komünist rejimin çökmesi sonucunda yiyecek ekmeğe bile muhtaç duruma düşen Rusya zengin doğal kaynaklarının da yardımıyla bugün yeniden süper bir güç olma yolunda hızla ilerliyor. Neden? Tabi ki insan altyapısının farklılığından, kalitesinden.
Ülkemiz hızla değişen, globalleşen dünyada genç, dinamik ve eğitim gereksiniminin bilincine varmış toplum yapısıyla çağdaş toplum dinamiklerini yakalama noktasında birçok handikaplara karşın ciddi fırsatlara da sahiptir.
Aslında geçmişte günün siyasileri ellerindeki haftanın belli günlerinde yayın hayatına başlayan TV yayınları ve insanların tek eğlencesi olan radyo gibi iletişim araçlarını toplumu uyutmak yerine eğitmek üzerine kullanabilselerdi bugün ülkemizin daha farklı bir pozisyon ve konjonktürde olması içten bile değildi.
Makinelerden teorik olarak bile maksimum %100 verim almak söz konusu iken İnsanoğlunun verimlilik potansiyeli düşünsel bir varlık olarak sonsuzdur. Günümüzde şirketleri değerlendirirken genelde sahip oldukları demirbaşlar, emtialar, sahip oldukları müşteri portföyleri, iletişimde bulundukları network'un büyüklüğü ve işlevleri dikkate alınmaktadır. Ya sahip oldukları insan kaynakları?
Ülkemiz bugün iğneyle kuyu kazarak tasarruf ettiği kaynakları maalesef yetersiz veya kötü niyetli yöneticilerin elinde sorumsuzca tüketmektedir. Bunda şüphesiz ki en önemli etken demokrasinin kurumlarını işletememek kadar katılımcı ve haklarını savunma anlamında denetleyen sivil toplum örgüt yapısını hala oturtamamamız en önemli etkenlerdendir. Bizimle aynı anda yola çıkan milletler yıllar sonra bugün bize her alanda fark atmışlardır.
Dünyada insan kaynaklarının yönetimi yetişmiş insan gücüne sahip olmaktan yetişmiş insan gücünü daha verimli nasıl yönetebiliriz gibi farklı bir boyuta geçerken ülkemiz bu trendin dışında kalamaz. İK sadece eleman seçimi, ücretlendirme gibi dar kapsamlı anlayışından sıyrılmak zorundadır.
İnsan kaynağı en önemli sermayemizdir. Yıllar önce katıldığım "Ne Bildiğimizi Bir Bilseydik" seminerinde bir kere daha gözlemledim ki artık insanlar sadece yaptıkları işlerle değil içinde bulundukları şirketlere, toplumlara entelektüel birikimlerini, gözlemlerini de katmak zorundadırlar.
Bir kere daha anladım ki İK'ların bundan böyle en önemli öncelikleri yetenekleri şirketlere kazandırmak kadar şirketlerde nasıl tutacakları, nasıl motive edecekleri olacaktır.
Sevgi ve saygılarımla,
Mehmet Ali CECELİ
maceceli@yahoo.com
|