Son Dakika
WhatsApp Hesabınızı Saldırılara Karşı Nasıl Korursunuz?
Türk Telekom, 1200’e Yakın Kütüphanenin Dijital Dönüşümünü Tamamladı
Easy2Patch, İlk Yatırımını Aldı!
Vertiv’den Veri Merkezlerine Yeni Nesil Yönetim: Unify Platformu Tanıtıldı
UiPath, Test Cloud Platformu’nu Tanıttı
XPG, Yeni Nesil LEVANTE II 360’ı Tanıttı
Katma değeri olan ürünler üretebilen ve bunları küresel piyasada pazarlayıp satabilen markaların kendi ülkeleri için ne kadar kıymetli olduklarını biliyoruz. Eğer gerçek bir rekabetten bahsetmek istiyorsak, teknolojinin gücünü mutlaka firmalarımıza entegre hale getirmeliyiz. Ar-Ge faaliyetlerine bütçe ayırmayan ve önem vermeyen firmaların gün geçtikçe piyasadan silinmelerine şahit oluyoruz. Peki gelişen teknoloji ile birlikte tüketici elektroniği anlamında Türkiye’de son dönemde neler gelişti ve değişti? Acaba 20 sene öncesine göre alım gücümüz arttı mı, yoksa teknolojiye ulaşmak için daha yüksek maliyetlere mi katlanmak zorunda kalıyoruz?
Kişisel bilgisayarlardan başlamak yanlış olmayacaktır, ülkemizde hiç bir zaman önemini yitirmeyen ve pazar payı genişleyen bir sektör olmuştur. Gerek dizüstü, gerek de masaüstü bilgisayarların uzun zamandır kullanıldığını düşünürsek, mevcut şartlarda alım gücümüzün nasıl değiştiğini hesaplamak önemli bir değerlendirme olacaktır. Elbette son dönemde “tablet” ve “hepsi bir arada” şeklinde yeni formları ile de karşımıza çıkan kişisel bilgisayarlar için en önemli belirleyici özellikler işlemci gücü ve donanım seviyesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu kıyaslamayı yaparken 1997 ve 2017 yıllarını baz alalım. 1997 yılında masaüstü bilgisayarlar için ortalama donanımlı bir modeli 1.000 dolara alabiliyorken, aynı durum dizüstü bilgisayarlar için geçerli değildi. Özellikle yeni nesil taşınabilir bilgisayar fiyatları 2.000 doların üzerinde bir düzeydeydi ve iyi bir bilgisayar için 4.000 dolar harcamak gerekiyordu. Fiyat kıyaslamalarını dolar üzerinden yapmamız şart çünkü henüz bilgisayar parçalarının tamamını ülkemizde üretebildiğimiz bir zaman dilimine gelmedik. İşlemci, anakart gibi en önemli bileşenleri ithal ediyoruz. Bu basit hesaplama ile günümüz koşullarında aynı rakamlar ile daha iyi bileşenleri olan hızlı bilgisayarları satın alabiliyoruz. Hatta günlük ofis işlemlerini gerçekleştirebildiğimiz ve donanımı giriş seviyesinde olan taşınabilir bilgisayarlar şu anda yurtdışında 200 Dolar/Euro’ya satılıyor. Elbette bir çok Avrupa ülkesinde bu rakamlar, asgari ücretin dörtte veya beşte birine tekabül ediyor. Aynı bilgisayarların ülkemizde kdv dahil 1.000 TL civarında satıldığını görüyoruz. Diğer bir deyişle, asgari ücretin 2/3’ü sadece giriş seviyesindeki bir bilgisayara gidiyor. Yurtdışında yine dikkat çeken bir başka durum ise ülkelerin alım gücünü kıyasladığımızda çok dikkat çekiyor. Ortalama bir Avrupa ülkesi vatandaşı tek bir asgari ücret ile televizyon, bilgisayar, dvd veya Blu ray seti gibi evde kullandığımız tüm teknolojik cihazları satın alabiliyor.
Bu durumun çok basit bir çözümü var. Bu çözüm, sadece bireylerin, firmaların veya devletin kendi başına üstlenebileceği bir çözüm değil ama mantığı çok basit: Üretmek! Bizi, var olma savaşımızdan sonra ayakta tutan tarıma, sanayiye ve insan gücüne verdiğimiz önem oldu. İstiklal Harbi sonrası Cumhuriyet’imizin ilk kurulduğu yıllarda yaptığımızı tekrar yapacağız. Her alanda üreteceğiz. Tarım ürünleri de üreteceğiz, yüksen nitelikli işgücü de yetiştireceğiz, inovasyon da yapacağız. Dünyanın bu kadar dengesiz bir durum içerisinde olduğu nadir dönemlerden birisini tanıklık ediyoruz. Her zaman zenginlik ve fakirlik vardı, ancak artık bu durum son derece uç noktalarda yaşanıyor. Kişi bazlı zenginlik kavramı ortaya çıktı, bazı sektörlerde piyasa kendi fiyat ayarlamasını yapıyor ama bu son derece dengesiz. Düşünsenize, Yahoo’nun CEO’su işten çıkartılacağı için 200 milyon dolar alabilir dedikoduları dolaşıyor. Bir insan bu kadar kazanırsa, kazandığı bu denli yüklü miktarlar üzerinde başkalarının hakkı yok mudur? Bize hep İktisat derslerinde dünyadaki kaynakların sınırlı olduğu anlatıldı, peki bu sınırlı kaynaklar hep belirli zümreler tarafından mı paylaşılacak? Muhakkak kendini geliştiren, eğitimli veya bir yeteneği olan insanların daha yüksek kazanç elde etmesi beklenir. Ancak aradaki fark, büyük bir uçurum mu olmalı?
Dünya nüfusu aşırı artıyor, yaşanabilir alanların yüzölçümü azalıyor, doğal kaynaklara ulaşma açısından büyük zorluklar çıkmaya başladı, petrol rezervleri tehlike sinyali veriyor, bazı devletler nükleer savaş nidaları atmaya başladı; toplumlar ve ülkeler arasında eşitsizlikler katlanarak artıyor… Tüm göstergelerin kötüye gittiği bir ortamda bile umudumuz var. Eşsiz bir coğrafyada, her türlü tarım ürününün yetişebildiği, derin ve güçlü bir kültüre ve inanca sahip olan ve kendi kendine yetebilen bir ülkeyiz. Eksik olan tek unsur, daha çok çalışmamız gerektiği. Hep en iyisini yapmaya çalışmak, aynı zamanda vatana da hizmet etmek demektir. Kaosa sürüklenen bir dünyada insan gücümüzle, teknolojimizle, sanayi ve tarım potansiyelimiz ile daha da güçleneceğiz. Üzerimizdeki ataleti atmanın ve çok çalışmanın tam zamanı…
Etiketler: Erkut Altındağ » hepsi bir arada » tabletİLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI
01 Ekim 2024 Köşe Yazıları
01 Aralık 2023 Köşe Yazıları
01 Ağustos 2023 Köşe Yazıları
01 Ekim 2022 Köşe Yazıları